Home / Biz kimiz?

Biz kimiz?

DİASPORA VE LOBİCİLİK

Sözlükte, Diaspora ve Lobi terimlerinin, iki farklı kavram ve anlamı olmakla birlikte, birçok alanda birbirlerini tamamlayıcı özellikleriyle, birlikte önemli bir olguya dönüşebilmektedir. Diaspora ve Lobicilik, dış politikada, diplomaside, ekonomi ve ticaret alanında, devletler, halklar ve kültürlerarası ilişkilerde önemli yer tutmaktadır.

Diaspora: Bir halkın veya etnik grubun farklı nedenlerle ( politik, etnik, din, mezhep, doğal afetler, ekonomik ve baskı gibi), dünyanın farklı bölgelerine dağılması olayına göç, ama ana vatanıyla bağlarını devam ettiriyorsa Diaspora denir. Göçen kişi veya gruplar, kimliğini geldiği ülkeyle tarif ediyorsa, kültürel, felsefi, dini ve milli alışkanlıklarını kısmende olsa sürdürüyorsa, geldiği halkın veya ülkenin diasporasını oluşturuyor veya o potansiyeli taşıyor demektir. Diaspora kavramı Türk Dil Kurumu tarafından “Kopuntu” olarak ifade edilmektedir. Kendi yurdundan bir sebeple göçen insanlar, fiziki olarak yurtlarından kopmuş olabilirler, ancak kültürel veya gönül bağıyla bağlanmaları durumunda tam anlamıyla bir kopuş söz konusu değildir.

Bugün itibariyle, dünya nüfusunun %3’ü kendi vatanının dışında yaşamaktadır. Bu da yaklaşık 250 milyon kişi demektir. Dünyada, kendi nüfus oranına göre en fazla yabancı barındıran ülke İsviçre’dir. Sayısal olarak dünyada en fazla yabancı bulunduran üç ülke, Almanya, Rusya Federasyonu ve Suudi Arabistan’dır. Bu üç ülke dünya göçmenlerinin %14’nü barındırmaktadırlar. Dünya Bankasının yayınladığı rakamlara göre bu göçmenler, bulundukları ülkelerden kendi ülkelerine, 2016 yılında 459 milyar dolar, 2017 yılında ise 479 milyar dolar transfer yapmışlardır. Kalkınmış ülkeler için iş gücü, savunma alanında askerlik görevi ve yaşlanmayı önleyecek önemli bir avantajdır. Göçler, yoksul ve anti demokratik ülkelerden kalkınmış ve demokratik ülkelere doğru olmaktadır.

Lobi ve Lobicilik: Bugünkü anlamda Lobi ve Lobicilik sözcüğü, 1830’lu yıllarda İngiliz Parlamento koridorlarına çıkan milletvekillerini görmeye gelen iş takipçileri ve bu görüşmelere zemin oluşturan koridorlar için kullanılmıştır. Lobiciler sözcüğü ise, daha çok 1869-1877 yılları arasında ABD’nin 18. Başkanı olan General Grand’ın işten sıkılınca başkanlık sarayının yakınında bulunan bir otelin Lobisine girerek rahatlamak için içki içtiğini duyan insanlar, başkandan kendileri veya şirketleri veya toplumları için yardım rica edenlere, başkan “Lobiciler” ismini takmıştır. Lobicilik o tarihten bu tarafa dünyanın gündemindedir. Zaman içerisinde, gelişerek önemli boyutlara ulaşmıştır. Dünyada ilk defa 1938’de ABD’de yasallaşmıştır. Lobicilik ve lobiciler daha çok güçlü ülkelerde gelişmiştir. Dünyanın en fazla lobiciliği ABD, Avrupa Birliği nezdinde, merkezi olan Bürüksel’de, İngiltere’de ve Rusya gibi ülkelerde bulunmaktadır. Lobi ve Lobiciliği şu şekilde tarif etmek mümkündür: Oluşturulan veya var olan bir grup veya kurumun kendi veya bir başkasının değer ve çıkarlarını karar vericiler veya yetkili merciler nezdinde savunmak veya etkileyerek çıkar elde etmektir. Bir başka deyişle Lobi bir baskı grubudur. Lobiler politik, ekonomik, güvenlik ve diplomatik gibi çıkarlar ve kazançlar elde etmek için çalışmaktadırlar. Dünyaca ünlü yazılım şirketi Google, lobicilik faaliyetleri için her yıl yaklaşık 20 milyon dolar harcadığını belirtmektedir. Dünyada ki lobicilik faaliyetlerine yıllık 500 milyon doların üzerinde meblağlar harcandığı tahmin edilmektedir. Lobiciliğin, negatif bir imajı olmakla birlikte bu her zaman doğru değildir. Ülkelerin ya da kurumların, karar vericiler merciinde kendilerini tanıtması veya anlatması kötü bir davranış değildir. Kendilerine yapılacak bir haksızlığı önlemek, çıkarlarını savunmak veya mevcut pastadan hakkını almak için lobicilik yapmak kötü bir davranış değildir. Washington’da 8 bin lobi şirketi ve 120 bin kişinin lobicilik sektöründe çalıştığı bilinmektedir. Avrupa Birliğinin merkezi Brüksel’de ise, 2 binden fazla lobi şirketi ve bu alanda 15 bin kişinin çalıştığı tahmin edilmektedir.

TÜRK LOBİSİ

Türk Lobiciliği ilk kez II. Abdülhamit döneminde (1876-1909) yapılmıştır. Bu dönem Osmanlı İmparatorluğu için hem çok zayıf, hem de imajının kötü olduğu bir dönemdir. Osmanlı yönetimi Avrupa ülkelerinde, kamuoyu ve yöneticileri, kendi lehinde etkilemek için basın yayın kuruluşları ve dostları arasında bir takım girişimlerde ve faaliyetlerde bulunduğu bilinmektedir. Neticesi ölçülmediği için başarılı olup olmadığını bilmek mümkün değildir. Zira bu tür faaliyetler o dönemde büyük gizlilik içinde yapıldığı için net bir bulgu mevcut değildir. 1860’dan sonra, milliyetçilik yapan ve İmparatorluk topraklarında, Osmanlı yönetimi karşıtı faaliyetlerde bulunan gayri-müslim Ermeni ve Rumlar, baskıdan dolayı, ABD ve Avrupa’ya göç etmiştir. Gayri-müslimler kadar olmasa da, eğitim, sanat ve ticaret amaçlı Türk ve Müslüman göçlerinin de olduğu bilinmektedir. ABD ve Avrupa’da yaşayan bu gayri-müslimler, bulundukları ülkelerde organize olarak Osmanlı ve Türkler aleyhinde yıkıcı faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu durumdan rahatsız olan Türkler, 1924 yılında ABD’de “Turkish Welfare Association” Türk Teavün Cemiyeti (Türk Yardımlaşma Derneği) kurarak Rum ve Ermeni lobilerinin tahribatını önlemeye çalışmışlardır. Bu örgütlenmiş ve deklare edilmiş, ilk Türk lobicilik faaliyeti olarak kabul edilmektedir. Bugün itibariyle, yaklaşık 7 milyon Türk’ün 73 ülkede yaşadığı bilinmektedir. Sadece Almanya da, 3,5 milyon Türk yaşamaktadır, bu Türklerin işyerlerinde yıllık 70 milyar Euro ciro yapılmaktadır. 200 bin Avustralya’da, 200 bin Ortadoğu’da Türk vatandaşı yaşamaktadır. Bu rakama, 25 veya 30 milyon farklı ülke ve coğrafyalardan gelen Türk soylu nüfusuda ilave etmek gerekir. Balkanlar da yaşayan Türkler, Ortadoğu’da yaşayan Türkmenler ve diğer Türk grupları. Örneğin, İran’da, 1979’da gerçekleşen İslami devrimden sonra 20 milyondan fazla Türk kökenli İranlının dünyanın çeşitli ülkelerine dağıldığı bilinmektedir. Bu Türk soyluların tamamına yakınında Türklere ve Türkiye’ye özel bir ilgi ve sempatilerinin olduğu bilinmektedir. Bu Türkiye ve Türk soylular için büyük bir güç ve zenginliktir. Bunları bir araya getirmek bir ülkü etrafında birleştirmek, kendi aralarında tanıştırıp yardımlaşmalarını sağlamak en azından Türkler ve Türkiye için tarihi ve insani bir görevdir. Türkiye’nin, konumu ve imkanı nedeniyle, Türk soylular arasında, din, mezhep ve coğrafya farkı göstermeksizin, kardeşleriyle bağlarını sağlaması, sürdürmesi ve onlara yardımcı olması gerekir. Bu, Türk soylularla bulundukları ülke ve toplumlarla köprü görevi ve işbirliği nedeni olmalıdır. Türk medeniyetini yaşatıp bütün dünyada tanıtmak olabilecek en iyi işlerden birisidir. Bugün diplomaside ve dış politikada yumuşak güç olarak nitelendirilmekte ve büyük ulusların bunu hep yaptığı bilinmektedir.

Yukarıda not ettiğimiz gibi, uluslararası ilişkilerin ve dış politikanın önemli unsurlarından birisi de lobiciliktir. Türkiye’de dahil olmak üzere çok sayıda ülke, çeşitli uluslararası örgütlerde, ülkeler, uluslararası daimi ve geçici politik platformlarda kendi çıkarlarını korumak veya nüfuz alanı yaratmak, ticaret yapmak gibi benzer amaçlarla lobi faaliyetlerine milyonlarca dolar harcarlar. Uluslararası lobicilik hem zor hem de pahalıdır ve beraberinde çeşitli risklerde taşır. Bu nedenle lobicilik faaliyetleri iyi bir zemin ve uygun aktörlerle yapılmalıdır. Dünyada lobicilik faaliyetini en çok ve en iyi yapan ülke İsrail’dir. Aleyhinde en çok lobicilik faaliyeti yapılan ülkeler arasında Türkiye üst sıralardadır. Türk lobiciliği başarılı değildir. Türkiye lobi faaliyetleri için açık ve örtülü büyük paralar harcamaktadır. Türkiye; İsrail, Ermenistan ve Yunanistan gibi ülkelerle eşit imkânlara sahip olmakla birlikte, bu ülkelerin lobicilik faaliyet ve başarılarının onda biri kadar başarılı değildir. Türkiye’nin bu ülkeler kadar dışta sempati ve anlayışla karşılaşmadığının altını çizelim ve başarısızlıklarının altında yatan önemli nedenlerden birisinin Türklerin Müslüman olmasını belirtelim, ancak başarısızlığın tek nedeninin bu olmadığını da hemen not edelim ve şunu da hemen ilave edelim ki; İsrail, Yunanistan ve Ermenistan yurt dışında yaşayan diasporalarını (soydaş topluluklarını) ve kendilerine sempati duyan herkesi çok iyi organize edip çıkarları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Türkiye bunu bir türlü başaramadı. Yurt dışında yaşayan Türkleri organize etmedi ve bu insanlar çeşitli ideolojik, dini ve mezhepsel grup, kişi ve cemaatlerin hareket alanı haline geldi. Bu grup ve cemaatler Türkleri kendi çıkarları için kullandı ve çeşitli sorunlar yaşamalarına neden oldular. Hatta öyle ki yaşadıkları yabancı ülkelerde yerel halklar ve resmi mercilerle sorun yaşamalarına neden oldular. Düşüncemizi somut bir örnekle tamamlayalım, örneğin, İngiltere’de, 250 bin Kıbrıs, 150 bin Anadolu ve 50 bin civarında da diğer Türk kökenli ülkelerden olmak üzere yaklaşık 500 bin Türkün yaşadığı düşünülmektedir. Yukarıda sözünü ettiğimiz lobicilik faaliyetleri için bulunmaz bir fırsattır. Böyle bir gücü kullanmamak ancak kötü niyet ve kasıt gerektirir. Burada yaşayan Türkler, Türkiye, Türk ve İslam dünyası, uluslararası barış ve İngiltere ile yakın ilişki ve özel bir bağ kurmak için inanılmaz bir potansiyel güçtür. Dolayısıyla her türlü felsefeye ve hayat görüşüne sahip Türklerin, Türk kültürü çerçevesinde bölünmeden ve kullanılmadan bir araya gelerek Türkiye için ve bulundukları ülkelerde kendileri arasında dayanışma içinde güçlü bir topluluk oluşturabilirler. Bizde bunun için yola çıktık, bütün kardeşlerimizi, ülke, coğrafya, rejim, politik, ideolojik, din, mezhep ve felsefe farkı gözetmeksizin, bize katılmaya ve birlik için yardım etmeye çağırıyoruz.

Prof. Dr. Haydar Çakmak