TÜRKLER

Türk Adı: Herodot’ta Targitalar, Hind kaynaklarında Turukha, Çin kaynaklarında Tik, İran kaynaklarında Afrasyab olarak geçen Türkler, Çin kaynaklarında miğfer, Arap kaynaklarında ise terk edilmiş olarak tanımlanmıştır. Vambery Türk kelimesini türemek, Ziya Gökalp ve Barthold ise töreli üzerinden açıklamıştır.

Türk kelimesini resmi devlet adı olarak ilk kez Göktürkler kullanmıştır. Millet ve devlet adı olarak Türk kelimesi ilk defa Çin kaynağı olan Chou sülalesi (557-579) yıllığında, Bizanslı tarihçi Agathias’ın (ölüm 582) eserinde, Cahiliye devri Arap şairi Nâbigat’uz-Zubyâni’nin (ölüm M.ö. 600) Divanında, 12. asır Slav kroniklerinde geçmektedir.

Türk Soyu: Çin ve Moğol kaynaklarında Türkler daha çok Moğol tipi (sarı renkli ve dolikosefal) olarak zikredilmiştir. Ancak yapılan çalışmalar Türklerin Europid adı verilen grubun Turanid tipinin brakisefal grubuna ait olduğu sonucuna ulaşılmasını sağlamıştır.

Türklerin Anayurdu: Çin kaynaklarında Altay Dağları Türklerin ilk anayurdu olarak kabul edilirken kültür tarihçilerince ilk anayurt olarak kabul edilen bölge İrtiş-Urallar arası veya Baykal Gölünün güney batısıdır. Dil araştırmalarınca bahsi geçen bölge Altayların doğusu veya Fegan bölgesidir. Kiselev ve Çernikov’un yaptığı araştırmalar ise Türklerin ilk anayurdunun Altay-Sayan dağlarının güney batısı olduğunu göstermektedir.

Türklerin Yayılmaları: Yarı göçebe yaşam şekline sahip olan Türkler; siyasi, sosyal ve ekonomik sebeplerden ötürü ana yurtlarından göç etmişler ve kuzey, batı ve güney istikametinde güzergâh seyretmişlerdir. Hunlar Orhun’dan Kazakistan, Batı Türkistan, Avrupa, Kuzey Hindistan ve Afganistan’a; Ogurlar Sibirya’nın güney batısından Rusya’nın güneyine; Oğuzlar Orhun’dan Seyhun Nehri kenarına, Maveraünnehir üzerinden İran ve Anadolu’ya; Avarlar Batı Türkistan’dan Orta Avrupa’ya; Bulgarlar Karadeniz kuzeyinden Balkanlar ve İdil Nehri kıyılarına; Macarlar ile birlikte bazı Türk boyları Kafkasya’nın kuzeyinden Orta Avrupa’ya; Sabirler Aral kuzeyinden Kafkaslara; Peçenek, Kıpçak ve Uzlar Hazar Denizi kuzeyinden Doğu Avrupa ve Balkanlara; Uygurlar Orhun Nehri civarından İç Asya’ya göç etmişlerdir.

Büyük Hun Devleti (M.Ö. 220-M.S. 216): Türklerin kurduğu ilk devlet olup bilenen ilk hükümdarı Teoman’dır. Bu dönemde Çinliler üzerine seferler yapılmış Çin, bu seferleri engellemek için Çin Seddi’ni inşa etmeye başlamıştır.

Çin üzerine yapılan seferler Mete Han döneminde devam etmiş ve zor durumda kalan Çin barış anlaşması yapmak zorunda kalmıştır. Kurultayın ilk kez toplandığı, orduda onlu sistemin kurularak turan taktiğinin uygulanmaya başlandığı bu dönemde, devlet en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Devletin sınırları doğuda Kore’ye, batıda Aral Gölüne ulaşırken kuzeyde Baykal Gölüne ve güneyde Tibet yaylasına kadar uzanmıştır.

Mete’nin ölümünde sonra Kiok döneminde devlet gücünü devam ettirse de ondan sonra gelen kağanlar döneminde İpek Yolu mücadelesinde geri kalınması, Çin’in kültürel ve siyasal tesiri ile devlet zayıflamış, kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Kuzey Hunlarına Siyenpiler son verirken güneyde kalan Hunlara ise Çin son vermiştir.

Batı Hun Devleti (M.Ö. 48-M.Ö. 36): Hun hükümdarı Hoanyeh’in Çin’e bağlanma fikrine kardeşi Çiçi Yabgu itiraz etmiş ve ona inanan Hun kitleleri ile merkezden batıya doğru hareket etmiştir. Böylelikle Hoanyeh ile Çiçi birbirlerine rakip olmuştur.

Çiçi’ye karşı Çin ile yakın ilişkiye giren Hoanyeh, Çiçi ile rekabetinde Çin ile ittifak anlaşması yapmıştır. Anlaşmaya göre Çiçi, Hoanyeh’e karşı saldırıda bulunursa Çin Hoanyeh’e yardım edecekti. Hoanyeh ile Çin arasında bu gelişme yaşanırken Çici devletin birlik olması yolunda Hoanyeh’in hakim olduğu topraklara girdi. Bunun üzerine Çin Hoanyeh’e yardımcı kuvvetler göndererek Çiçi’nin mağlup olmasına Batı Hun Devleti’nin yıkılmasına sebep olmuştur.

Avrupa Hun Devleti (375-469): IV. asrın sonlarına doğru Balamir komutasında batıya ilerleyen Hun kitlelerinin bir kısmı Balamir’in ölümünden sonra Ildız döneminde Macaristan’a girerek Avrupa Hun Devletini kurmuştur.

Ildız döneminde dış siyasetini belirleyen Hunlar, Batı Roma ile iyi ilişki kurarak Doğu Roma’ya (Bizans) baskı uygulamıştır. Bu politikasını Atila döneminde devam ettiren Hunlar, Bizans’ın isteği ile 434’te Margos Antlaşmasını imzaladı. Antlaşmasının maddelerine aykırı davranan Bizans’a karşı iki kez Balkan Seferi düzenlemiş ve Bizans’ı zor durumda bırakmıştır. Buna karşılık Bizans, Atila ile kendileri için ağır şartlar içeren Anatolyos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır.

Bizans’a hakimiyetini kabul ettiren Atila yönünü Batı Roma’ya çevirmiş; Galya ve İtalya Seferleri ile devletin Papa’dan yardım istemesine sebep olmuştur. Papa I. Leon’un bizzat Atila’dan ricacı olmuş ve Atila bu ricaya olumlu tepki vermiştir. Bu vesile ile Batı Roma’ya da hakimiyetini tanıtan Atila, Sasani üzerine sefer kararı alsa da bunu gerçekleştiremeden öldü.

Atila’nın ölümü ile zayıflayan devlette İlek, Dengizik ve İrnek arasında taht mücadelesi yaşanması devleti zayıflattı. Bu üç isim de tahta çıktıysa da başarılı olamadılar. En son tahta çıkan İrnek Hun kitlelerini bir arada tutamadı ve dağılmayı engelleyemedi. Kardaniz’e doğru çekilen Hunlar, Bulgarların kurulmasında etkili olsa da batıda kalan önemli bir Hun kitlesi Hristiyanlığı seçerek asimile oldular.

Akhun Devleti (Eftalit 420-552): İç Asya’da Hoten, Kuça, Aksu, Kaşgar ve etrafına sahip olan bu devlet Kuzey Hindistan’ı da zapt etmişti. Kabil’in merkezlik yaptığı devlet, Mazdek İsyanında merkezi devlete yardım etmeleriyle Sasaniler üzerinde güç sahibi olsalar da bu durum Sasanilerde Anuşirvan’ın tarih sahnesine çıkmasıyla değişmeye başladı. Bir yandan Sasani bir yandan ise Göktürk Kağanlığının yabgusu İstemi’nin baskısına dayanamayan Eftalitlerin siyasi varlığı Göktürk-Sasani ittifakıyla sona ermiş oldu.

Avar Kağanlığı (565-835): Orta Asya’dan batı istikametinde hareket eden Avarlar, önce Kuzey Kafkasya’da Sabirler ile mücadele etmiş ve onları yendikten sonra Kuzey Karadeniz üzerinden Tuna boylarına hareket etmişlerdir. Bölgeyi ele geçiren Avarlar Macaristan merkez olmak üzere Orta Avrupa’da büyük bir devlet kurdular. Bayan Han ile yükselişlerinde ivme kazanan Avarlar, batıda Frank Krallığı doğuda ise Bizans sınırına kadar olan bölgenin hakimiyetini sağladı.

Bayan Han tarafından iki kez gerçekleşen İstanbul kuşatması başarısız olunca zayıfladılar ve Bayan Han’ın ölümü üzerine yıkılmaya yüz tuttular. 630’dan itibaren Avar hakimiyeti zayıflasa da 9.asrın başına kadar ayakta kaldılar. Sonunda Frankların hücumu ile dağıldılar ve dağılan Avar kitleleri bölgede Hristiyanlık dinine geçerek asimile oldular.

Göktürk Devleti (552-630): Türk adıyla kurulan ilk devlet olup kurucusu Bumin Kağan’dır. Avarların hakimiyetine son vererek Ötüken merkezli devleti kuran Bumin Kağan, devleti geleneksel Türk ikili teşkilatına göre yöneterek batıya kardeşi İstemi Yabgu’yu atamıştır. Bumin Kağan doğuda hakimiyetini genişletirken Batı’da faaliyetlerini devam ettiren İstemi Yabgu, Akhunları bölgesel rakip olarak görmüş ve Sasaniler ile iş birliği yaparak onu yıkmıştır. Ancak karşısına Sasanilerin rakip olarak çıkmasıyla Bizans ile ittifak arayışlarında bulunmuştur.

İki kardeş döneminde başarılı şekilde uygulanan ikili teşkilat önce Bumin Kağan ardından da İstemi Yabgu’nun ölümüyle bozulmaya başladı. Tapo döneminde zayıflamaya başlayan doğunun batı üzerindeki kontrolü İşbara Han döneminde artarak devam etmiş ve bunun neticesinde devlet doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu ve Batı Göktürk Kağanlıklarının akıbeti Çin hakimiyeti ile neticelenmiştir.

Elli yıl Çin esaretinde yaşayan Göktürkler bağımsızlık kazanmak için birçok isyan girişiminde bulunmuştur. Bu isyan girişimlerinden olan Kürşad İhtilali başarısız olsa da yapılan mücadele Türkler arasında bağımsızlık duygusunu geliştirmiş ve yeni isyanlara zemin hazırlamıştır. Bu isyanlardan Kutluk İsyanı başarılı olmuş ve Kutluk, Göktürklerin bağımsızlığını sağlayarak II. Göktürk (Kutluk) Devleti’ni kurmuştur.

Derleyen, toparlayan anlamına gelen İlteriş unvanını alan Kutluk öldüğünde Bilge ve Kültigin adlarında sekiz ve yedi yaşlarında iki oğlu vardı. Oğullarının yaşlarının küçük olmasından ötürü tahta Kapgan Kağan geçmiş; ancak onun ölümü ile devlet iç karışıklıklar yaşamıştır. Bu duruma son veren Bilge, Han olmuş ve yardımcılığına Tonyukuk’u, devletin batı kanadını ise kardeşi Kültigin’i getirmiş ve devlete en parlak dönemini yaşatmıştır.

Bilge Kağan Göktürk Devletinin kurulması, Çin esaretine girmesi ve tekrar bağımsızlık sağladığı tarihi süreci Türk milletinin unutmaması adına eser hazırlanmasını istemiş ve bu vazifede vezir Tonyukuk’u görevlendirmiştir. Bunun üzerine Tonyukuk oğlu Yollug Tigin’e Göktürk kitabelerini hazırlatmıştır. Bilge Kağan, Kültigin ve Tonyukuk adına dikilen bu kitabeler günümüzde Moğolistan sınırları içindedir.

Önce Tonyukuk sonra Kültigin ve Bilge Kağan’ın ölümü ile zayıflayan Göktürkler, hakimiyet kurdukları Türklerin isyanları ile uğraşmak zorunda kalmışlardır. Basmil, Karluk ve Uyguların isyanı ile yıkılan Göktürk Devleti’nin Türk bozkır tarihindeki yerini Uygurlar almıştır.

Uygurlar (745-840): Göktürklerin yaşadığı kargaşa ortamından faydalanan Uygurlar, Ötüken’de Kutluk Bilge Kül Kağan’ca kuruldu. İlerleyen zamanda merkez Ordubalık’a taşındı. 751 Talas Savaşı’nda Çin’in mağlup olarak zayıflaması ile bölgede etkin konuma erişen Uygurlar zamanla Çin’in iç işlerine karışmaya başladılar.

Bögü Han yaşanılan süreçte Çin’e yardım amaçlı gittiği Lo-yang Seferinde Çin’de var olan Maniheizm dininden etkilendi ve bu dinin temsilcilerini kendi ülkesine getirdi. Böylelikle Maniheizm dinine geçen Uyguların yaşamlarında önemli değişimler gerçekleşti. Geleneksel yarı göçebe yaşam tarzından yerleşik yaşama geçen Uygular yeni bir medeniyet tasavvuru ile tanıştılar ve bu doğrultuda kağıt, matbaa gibi yerleşik yaşamda görülen unsurlardan faydalandılar.

Geçtikleri Maniheizm dininin savaşı eleştirel yaklaşımı Uyguların zamanla savaşçı özelliklerini kaybetmelerine sebep olmuştur. Sonunda Kırgızlar bu devlete son vermiş ve bunun sonunda Uygurların bir kısmı Çin’in kuzeyine doğru çekilmişlerdir. Kansu bölgesinde Sarı Uygular, bir kısmı ise bugünkü Doğu Türkistan bölgesine çekilerek Tufan Uygurları olarak anılmaya başlandılar.

Hazarlar (630-968): Avar hareketi ile yurtları elinden alınan Sabirler, Avarlardan sonra tekrar kuvvetlerini toplamışlar ve Göktürklerin batı ucu olarak Bizans ve Sasaniler ile mücadele etmişlerdir. 630’dan sonra Göktürklerin Çin hakimiyetine girmesinden sonra bağımsız hareket eden Sabirler, Hazar Kağanlığını kurdular.

Sasanilerin ortadan kalkması ile İslam devletinin hedefi haline gelen Hazarlar, Hz. Osman döneminde İslam kuvvetleri ile karşılaşmışlar ve onların İslamiyet’i Kafkasya’ya sokmasını geciktirmişlerdir. İslam kuvvetleri Hazarları geçemeyerek Kafkas harekâtını Ermenistan sınırı ile belirlemişlerdir.

Zamanla gittikçe kuvvetlenen Hazarlar, bütün Doğu Avrupa’yı ele geçirmiş ve Kafkaslardan Macaristan’a uzanan geniş bölgeyi kontrol etmişlerdir. Ticaret ile zenginleşen devlet yaşanılan bu gelişme ve değişimi yerleşik yaşama geçerek devam ettirdiler ve bu dönemde farklı dinlere de ilgi duydular. Türk tarihinde Museviliği seçen ilk ve tek Türk devleti olan Hazarların 10. asırda güçten düşmesi ile kuzeyde Rusya, batı ucunda ise Macaristan ön plana çıkmaya başladı.

Karahanlı Devleti (840-1212): Orta Asya’da kurulan İlk Türk-İslam devletidir. Kurucusu Bilge Kül Kadir Han’dır. Başkentleri Balasagun olan Karahanlıların toprak yönetimi tarzı, doğu ve batı olmak üzere üçe ayrılıyordu. 932’de Bazır Han oğlu Satuk Buğra İslam’ı seçerek Abdülkerim adını almış ve İslam’ı devletin resmi dini yapmıştır.

Bu tarihten sonra diğer Türk boylarını İslamiyet’e geçirmek için mücadele ettiler. Bu zamanda Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat’it-Türk adlı eseri Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek adına Bağdat’ta Abbasi halifesine sunmuştur. Yine bu dönemde Türklerin İslamiyet’e geçiş ve uyumunda etki sahibi olacak ilk Türk mutasavvıf olan Hoca Ahmet Yesevi Divan-ı Hikmet adlı eserini ele almıştır.

Devlet 13. asrın ilk çeyreğine doğru Gazneliler, Selçuklular, Karahitay ve Harzemşahların baskılarıyla kuvvetlerini kaybetmiş ve farklı devletlere bağlı birer beylik durumuna düşmüşlerdir. Moğol istilası sonucu ise tüm kalıntıları sona ermiştir.

Gazneliler (963-1183): Samanoğullarının Gazne valisi Alp Tegin tarafından kurulan devlet, Sebuk Tigin döneminden itibaren saltanat şeklini aldı. Sebuk Tigin’in vefatı ile 997’de tahta büyük oğlu Mahmud geçmiştir. Gazneli Mahmud ünvanıyla ün salacak bu hükümdara Abbasi halifesince Sultan unvanı verilmiştir. Böylelikle bu unvanı kullanan ilk Türk hükümdarı olmuştur.

Türk-İslam tarihinde önemli bir sima olarak anılacak olan Sultan Mahmud, otuz yılı aşan hükümdarlık döneminde Hindistan’ın kuzey kısmına on yedi kez sefer yapmış orada İslamiyet’in yayılarak kast sisteminin zayıflamasına etki etmiştir.

Sultan Mahmud’un ölümü ile tahta çıkan oğlu Sultan Mesud, yarı göçebe Oğuz kitlelerince tehdit edilmiştir. Sultan Mesud onlara karşı mücadele ettiyse de Nesa ve Serahs’ta mağlubiyeti önleyemedi. 1040 yılında yapılan Dandanakan Savaşı’nda ise Tuğrul ve Çağrı Beylere mağlup olan Sultan Mesud, devletin zayıflayarak çökmesine engel olamadı. 1191’e kadar saltanat fertleri ayakta kalsa da tamamen Selçuklu sultanlarına bağlı idiler.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu (1040-1157): Oğuzların Üçok kolunun Kınık boyunun tarih sahnesinde yer alması Selçuk Bey ile gerçekleşse de tamamen bağımsızlığını sağlayarak devlet olması Nesa, Serahs ve nihayet Dandanakan Savaşları ile Tuğrul Bey ile mümkün olmuştur. Tuğrul Bey bağımsızlık göstergesi olan hutbeyi kendi adına okutarak Nişabur merkezli devletini kurmuştur. Devletin batı topraklarını ise Çağrı Bey idaresine bırakılmıştır. Tuğrul Bey halifeden Doğunun ve Batının Sultanı unvanını alarak gücünü artırırken batı ucunda bulunan Çağrı Bey, Türkler için uygun olduğunu düşündüğü Anadolu’ya akınlar yaptı. Bu akınlar neticesinde Bizans ile karşı karşıya gelinmiş ve 1048 Pasinler Savaşı ile Bizans ilk kez mağlup edilmiştir.

Batı istikametindeki ilerleyiş Sultan Alparslan döneminde devam etti ve o, 1064’te Kars Ani Kalesini fethetti. Bu fetihten ötürü halife ona Ebu’l Feth unvanını verdi. Türk ilerleyişinden ciddi manada tedirgin olan Bizans, 1071’de ise Malazgirt’te Selçukluların karşısına çıksa da mağlup olmaktan kurtulamadı. Bu zafer ile Anadolu’nun kapılarının Türklere açılması ile Anadolu’da Beylikler ortaya çıktı.

Dört yönden ilerleyişini devam ettiren ve zamanla sınırlarını Mezopotamya’dan Anadolu’ya ve Hicaz’a kadar genişleten devletin yükselişi en parlak dönem olan Melikşah’tan itibaren duraklamaya başladı. Melikşah’tan sonra özellikle taht kavgaları ile zayıflayan devlette Haşhaşilerin faaliyetleri, Sultan Sencer döneminde gerçekleşen Oğuz isyanı ve Karahitaylara kaybedilen Katvan Savaşı (1141) devletin sonunu getirmiştir.

Harzemşahlar (1097-1231): Büyük Selçuklu Devleti’nden oluşan boşlukta kuruldular. İran, Güney Kafkasya, Dağıstan, Umman Denizi, Afganistan, Maveraünnehir, Harzem, Balkaş ve Aral Gölleri arasında egemenlik kurdular. Harzemşah valisi İnalcık ile Moğollar arasında gerçekleşen Otrar Olayı ile Cengiz kuvvetleri Harzemşahlar üzerine gitti. Bölgede tutunamayan Harzemşahların batıya doğru hareketi Celaleddin Harzemşah döneminde artarak devam etti. Ancak iki devlet arasında geçmişten gelen ve Büyük Selçuklu mirasının hak iddiası tartışması vardı. Durumdan rahatsız olan Anadolu Selçuklu hükümdarı Harzemşahlar ile karşı karşıya geldi ve onları 1230’da Yassıçemen Savaşı’nda mağlup etti. Devletin yıkılmasıyla Anadolu, Moğol istilasına açık hale geldi.

Altın Ordu Devleti (1236-1502): Cengiz Han’ın ölümünden sonra Han olan Ögeday döneminde toplanılan kurultayda Batı seferi kararı çıktı ve buna Cengiz Han’ın torunu Batu getirildi. Zira onun babası Cuci’ye ölmeden evvel hükmetmesi için imparatorluğun batı toprakları verilmişti. Ancak Cuci, Cengiz Han’dan hemen önce ölünce batı toprakları Batu’ya bırakıldı.

Batu Han’ın önünde bulunan Türk devleti Bulgarlar ortadan kaldırılmış ve Moğol ilerleyişi devam etmiştir. Ancak Bulgar engelinin ortadan kalkması sadece devlet bağlamında olmuştur. Bulgar yerel halkı bölgede varlığını devam ettirmiş ve Altın Ordu Devleti’nin halkı olarak bu devletin Türkleşip İslam’a geçmesine etki etmiştir.

Hakimiyet alanını günümüz Avrupa Rusya’sı, Karadeniz’in kuzeyi, Gürcistan ve Balkanlara kadar genişleten Altın Ordu Devleti, 15. asrın sonunda taht kavgaları ile uğraştı. Bu dönemde yeni bir güç olarak tarih sahnesinde yer alan Timur, Toktamış’ın Hanlık makamına geçmesini sağlasa da bu iki isim arasında mücadeleler yaşandı. 0Timur, Toktamış Han’ı mağlup ederek Altın Ordu Devleti’ni yıkılma sürecine soktu. Kısa sürede parçalanarak yıkılan devletin önemli bir kısmına Kırım Hanlığı sahip olurken diğer bölgelerde Kazan, Astrahan, Nogay ve Sibir Hanlıkları ortaya çıktı.

Timur İmparatorluğu (1368-1501): Emir Timur tarafından kurulan devlet, İdil’den Hindistan’da Ganj Nehrine, Tanrı Dağlarından İzmir ve Şam’a kadar hakim oldu.  Timur, 1370’den 1405’e kadar yaptığı seferlerde Harezm, Doğu Türkistan, İran, Azerbaycan, Hindistan Delhi Sultanlığı, Irak, Suriye, Altın Orda Devleti ve Osmanlı Devleti’ne sahip oldu.

Timur’un fetihleri sadece kendi devletini etkilememiş Türk-İslam dünyası üzerinde de etkili olmuştur. Onun Türkistan’a hakimiyeti günümüzdeki Özbek, Türkmen ve Kazakların modern manada başlangıcını teşkil eder. Aynı şekilde Delhi Türk Sultanlığına son vermesi ve 1402 Ankara Savaşı ile Osmanlı Devleti’ni mağlup etmesi ortaya çıkan sonuçlar itibariyle önemlidir.

Çin seferine giderken yolda vefat eden Timur’dan sonra devleti oğulları ve torunları arasında paylaşılmıştır. Zira bu kadar geniş bir bölgeye hakim olabilmek zordu. Şahruh Maveraünnehir’e sahip olarak Herat merkezli devletini kurdu ve devlet parlak bir dönem yaşadı. İlim ve sanata katkı sağlayan Timur Devleti’nin bu gelişimi Uluğ Beğ döneminde devam etti. Ancak onun vefatıyla taht kavgaları çıkmış ve devlet batı topraklarını Akkoyunlu Uzun Hasan’a kaptırmıştır. Herat’ı ise Özbek lider Şeybani Muhammed Han’ın ele geçirmesiyle devletin siyasi tarihi sona erdi. Timurlulardan Babür Hindistan’a giderek orada Babür İmparatorluğunu kurdu.

Babür İmparatorluğu (1526-1858): Zahireddin Muhammed Babür tarafından Delhi’de Afgan emiri ve Hindu prenslerinin mağlup edilmesi sonrasında kurulmuştur. Şah Cihan döneminde gelişim gösteren devlet özellikle bilim, kültür ve sanat alanında önemli eserler ortaya koymuştur. Bu dönemde yapılan Tac Mahal dünya mirası içerisinde eşsiz bir eserdir.

18.asrın ilk çeyreğinde zayıflamaya başlayan devlette taht kavgaları ve dini nitelikli isyanlar yaşanmıştır. Afganlıların bağımsızlığını sağlaması ile ikiye ayrılan devletin topraklarının bir kısmına ise Safevi hükümdarı Nadirşah sahip olmuştur. Bunun öncesinde ise İngilizler ile imzalan ticari antlaşma ile zor durumda kalması devletin İngiltere’ye karşı isyan etmesine ve İngilizler tarafından tamamen yıkılmasına sebep olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu (1299-1922): Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundan Ertuğrul Bey oğlu Osman Gazi’nin adına para bastırıp hutbe okutmasıyla bağımsızlığını sağlayan beylik, teşkilatlanma ile kurumsallaşarak Orhan Bey döneminde devlet konumuna yükselmiştir.

Türk beyliklerinin batı ucunda bulunması ve Bizans’a sınır olması devletin batı istikametinde fetih politikası geliştirerek Rumeli’ye geçişinin önünü açmıştır. Balkanlarda yapılan fetihlerde Çimpe Kalesi başlangıç olmuş ve akabinde Sırpsındığı ile ilk kez Haçlılara karşı zafer kazanılmıştır. Yaşanılan olumlu gelişme Yıldırım Bayezid ile devam etmiş ve o, Niğbolu Zaferinden sonra Rum İkliminin Sultanı olarak anılmıştır.

İlerleyişini Anadolu istikametinde de devam ettiren Osmanlı, Anadolu Türk siyasi birliği adına mücadele etmiş ve Yıldırım Bayezid döneminde büyük oranda bu birliği sağlamış ve bölgenin yönetimi için Anadolu Beylerbeyliğini kurmuştur. Timur ile yapılan Ankara Savaşının (1402) kaybedilmesi ile bu birlik bozulmuş; ancak Yavuz Sultan Selim döneminde Anadolu Türk siyasi birliğini tamamen sağlanmıştır.

Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’u fethederek başkent yapması ile dünya devletine dönüşen Osmanlı, yine bu dönemde Karadeniz’in tamamında kontrolü sağlayarak İpek Yolunda hakimiyet kurmuştur. Yavuz Sultan Selim döneminde ise doğu istikametinde fetihler yapılması ile İran istikametinde ve Doğu Akdeniz’de hakimiyet alanı genişletilirken Memlüklere son verilerek Baharat Yolunda kontrol sağlanmıştır. Ayrıca Memlük ülkesinde bulunan halifeden de bu makam alınarak İslam Halifeliği Osmanlı Devleti’ne geçmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman, klasik Osmanlı kültür ve medeniyetinin sembolik dönemini yaşayıp devrinde önemli siyasi ve askeri gelişmeler yaşanmıştır. Doğuda Sasaniler karşısında zafer kazanılırken Batı’da Mohaç Meydan Muharebesinin akabinde Avusturya ve Almanya karşısında muvaffakiyet sağlanmıştır. Avusturya karşısında kazanılan askeri başarılar siyasi başarıları da beraberinde getirmiş ve bu doğrultuda 1533’te İstanbul Antlaşması imzalanmıştır. Denizlerde de mücadelenin yaşandığı bu dönemde kaptan-ı derya Barbaros Hayrettin Paşanın galibiyeti ile 1538’de Preveze Deniz Muharebesi ile Akdeniz Türk denizi halini almıştır.

Geleneksel dünya düzeyinde güçlü bir konumda olan Osmanlı Devleti, Avrupa’nın gerçekleştirdiği Coğrafi Keşifler ve Rönesans’tan olumsuz etkilenmiş ve bu gelişmeler kafes usulü, ekber-erşad sistemi, beşik ulemalığı uygulaması, tımar sisteminin ve askeriyenin bozulması gibi sebepler ile bir araya gelerek devletin eski gücünü kaybetmesine sebep olmuştur. Zira muhafaza edilemeyen güç, Batı tarzında duraklayarak gerilemeye başlandığının göstergesi olmuştur.

  1. Viyana Kuşatmasından sonra askeri yenilgilerin giderek artması dünya siyasetinde Osmanlı Devletinin gerilemesine sebep olmuştur. Anadolu’ya kadar çekilişin başlangıcı olan bu olay, Osmanlı Devleti’nin üç kıta üzerinde kurduğu hakimiyet alanının giderek daralması ile neticelenmiştir.

Yakın dönemde yaşanılan Fransız İhtilali ve Sanayi İnkılabı Osmanlı Devleti’nin ekonomik ve siyasi alanda çöküşünü beraberinde getirmiştir. İhtilal ile yaşanılan azınlık isyanları ve bu isyanların Osmanlı aleyhine netice vermesi, İnkılap ile çöken Osmanlı ekonomisinde Duyun-u Umumiye’nin kurulması yıkılmaya yüz tutmuş Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı öncesinde topraklarının Anadolu ve Suriye’nin dışında Hicaz ile sınırlı kalmasına sebep olmuştur.

  1. asırdan itibaren yaşanılan olumsuz seyri değiştirmek isteyen Osmanlı Devleti; 17., 18., asırlarda belirli alanlarda ıslahat yapsalar da bu ıslahatlar daha çok ekonomik ve askeri alanda sınırlı kalmıştır. Bu ıslahatların netice vermemesi üzerine özellikle askerin kontrolünün de tesiriyle dağılma sürecinde devlet politikası haline gelen ıslahatlarda Sened-i İttifak ile demokratikleşme, Tanzimat Fermanı ile anayasacılık ve I. Meşrutiyet ile rejim değişikliği meydana gelmiştir.

Devletler arası silahlanma ve gruplaşmalar neticesinde dünya savaşına giden Avrupa’nın evrensel etkisi Osmanlı Devleti’nde de etkili olmuş ve devlet İttifak bloğunda yer alarak savaşın taraftarı olmuştur. Taarruz, savunma ve müttefiklerine yardım cephelerinde savaşan Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Cephesinin dışında savaştığı cephelerin genelini kaybetmesi, Almanya’nın mağlup olarak ateşkese mecbur kalması ve İttifak bloğunun savaşı kaybetmesi ile 1918’de Mondros Ateşkesi, 1920 Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti fiilen son bulmuştur.

İşgal edilen İstanbul’da hüküm gücünü kaybeden Osmanlı Devleti’nin yerine Anadolu’da kuvai milliye ile başlayan ve özelde Mustafa Kemal genelde ise Türk milletini temsil eden Türk bağımsızlık hareketinin başarısı Osmanlı Devleti’nin geleceğini de etkilemiştir. Zira Kurtuluş Savaşını durduran Mudanya Ateşkesi ile hukuken son bulan Osmanlı Devleti, Lozan Antlaşmasıyla 1922’de resmen son bulmuştur.

TÜRKLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön